Hakkımda
|
|
bebeklerle ilgili her şey
|
Bağlantılarım
|
|
|
Zıyaretcılerım
SAYAC
VE CBOX KODUNU EKLEYINIZ
|
|
Bannerim
|
BANNER KODUNUZU EKLEYINIZ
|
Dossıteler
|
|
|
|
Hamilelikte Kendinizi Daha İyi Hissetmeniz İçin
Gebelikte salgılanan hormonlar vücudunuzu etkiliyor. Rutin hayatınızda yapacağınız ufak değişiklikler kendinizi iyi hissetmenize yardımcı olacak.
Banyo Sık banyo yapmanız veya duş almanız kendinizi iyi hissetmenizi sağlayacaktır. Su sıcaklığının fazla yüksek olmamasına özen göstermelisiniz. Sauna veya çok sıcak su ile banyo yapmak fetal anomalilerle özellikle, santral sinir sistemi problemlerine neden olabileceğinden kesinlikle önerilmemektedir. Bu; özellikle gebeliğin erken dönemleri için geçerlidir.
Banyo yaptığınız zaman evde sizden başka bir kişinin bulunmasına dikkat etmelisiniz.
Diş bakımı Gebelik sırasında bazı kadınlarda diş eti problemleri olabilir. Dişlerinizi fırçalarken diş eti kanamanız olursa, diyetinizden fazla şekerli besinleri çıkarmalı ve çok yumuşak diş fırçası kullanmalısınız. Bazen diş etlerinizdeki enfeksiyonun diş hekimi tarafından tedavi edilmesi gerekir. Gebelikte dişlerinizle ilgili herhangi bir probleminiz olduğunda diş hekimine başvurmaktan çekinmemelisiniz.
Saç bakımı Gebelik sırasında saçlarınızın uzamasının hızlandığı, yüz ve vücut kıllarında artış olduğu dikkatinizi çekebilir. Östrojen hormonunun etkisiyle, saçlarınızın dökülmesi azalır. Fakat bebeğin doğumunu izleyen dönemde hızla saçlarınız dökülebilir, paniğe kapılmamalısınız; bunlar gebelik sırasında dökülmeyen saçlardır.
Tırnak bakımı Gebelikte tırnaklar daha çabuk ve sert olarak uzarlar. Fakat bazı kadınlar da tırnaklarının kolay kırıldığından şikayet edebilirler.
Cilt bakımı Cildin rengi ve yapısı gebelikte değişme eğilimindedir. Bazı kadınlar ciltlerinin daha pürüzsüz ve lekesiz olduğunu ifade ederken, bazıları da cildinin kuru veya yağlı ve daha çok lekeli bir hal aldığından yakınırlar. Yine gebelikte, ciltte minik toplardamarlarda ve deri çatlaklarında artış olabilir ve cildin pigment içeren kısımlarında rengin daha koyulaşma izlenir. Başlıca pigment değişiklikleri şunlardır:
- Kloazma veya gebelik maskesi. Burun çevresi, yanaklarda ve çenede olan kahverengi lekelerdir, koyu renkli kadınlarda daha sık gözükür. Doğum lekeleri, benler, meme başları daha koyu renk alır. - Linea nigra. Karında, orta hatta bulunan çizgi daha koyu ve belirgin hal alır.
Doğumdan sonra birçok pigment değişikliğinin geri dönmesine rağmen meme başı bir miktar koyu kalabilir. Gebelikte ortaya çıkan deri çatlaklarını önlemenin imkanı yoktur. Fazla ve hızlı kilo alan bayanlarda daha fazla görülür. Doğumu takiben renkleri açılır ve beyaz olarak kalırlar. Gebe iken güneşte kaldığınızda daha çabuk bronzlaşırsınız, bu nedenle koruyucu kremler kullanmalısınız.
Duruşunuz Karnınızın büyümesi ve ağırlık artışına bağlı olarak vücudunuzun ağırlık merkezi ve duruşunuz değişecektir. Bu, oturuş ve yürüyüş şeklinizi değiştirecektir. İyi bir duruş ile; sırt, bel ağrısı yakınmalarınızı azaltabilirsiniz.
Aşağıdaki basit birkaç kural bu problemlerinizi engelleyecektir:
- Yerde olan bir şeyi uzanarak değil de çömelerek alınız. - Ağır şeyleri kaldırmaktan ve taşımaktan kaçınınız. - Yerden doğrulurken kalçalarınızı, dizlerinizi ve ellerinizi kullanınız. - Yürürken sırtınızdaki eğimi azaltmaya çalışınız.
Gevşeme Solunum egzersizleri, yoga, masaj, müzik dinlemek, banyo yapmak gevşemenizi ve kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır.
Uyku Gebeliğiniz sırasında mümkün olduğunca çok dinlenmeniz ve uyumanız önemlidir. Bazı kadınlar gebelikte uyuma güçlüğü çekebilirler. Bu, gebeliğin ilk aylarında artmış anksiyeteye, ilerleyen gebelik haftalarında ise bir türlü rahat uyku pozisyonunun bulunamamasına bağlıdır.
Aşağıda sayılanlar uyumanızı kolaylaştırabilir:
- Mümkün olduğunca gün içinde kısa sürelerle uyumaya çalışın. - Yatmadan önce bir bardak ılık süt için. - Uyku öncesi ılık bir duş almak iyi gelebilir. - Gevşemenizi sağlayan hafif egzsersizler yapabilirsiniz. - Uykuya dalıncaya kadar müzik dinleyip, kitap okuyup veya TV seyredebilirsiniz. - Eşinizden size masaj yapmasını rica edebilirsiniz. - Sırt üstü yatmaktan daha çok sol veya sağ yanınıza yatmayı deneyin, gerekirse bir yastıkla karnınızı destekleyin.
|
Tarih: , 20/8/2008 |
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Gebelikte psikoloji
Anne adayının duygusal değişimi
Annelik aslında oldukça kendine has ve özel bir durumdur yani her anne adayı, içinde bulunduğu koşullara bağlı olarak bu olayı diğerlerinden daha farklı bir şekilde yaşar. Ama yine de bazı değişimler vardır ki bunlar normal seyreden tüm hamileliklerde benzer şekilde yaşanırlar. Annenin yaşayacağı fiziksel ve psikolojik değişimler hakkında önceden bilgi edinmesi ise hamileliğe daha bilinçli ve pozitif yaklaşmasını sağlar.
İlk üç ay Hamileliğin ilk üç ayı genelde kendisini daha çok fiziksel değişimlerle belli eder; geciken adet dönemi, pozitif çıkan hamilelik testi, yorgunluk mide bulantısı ve diğerleri... Duygusal durum ise genelde çok büyük bir değişiklik göstermez. Ama yine de durumunu dikkatli gözleyen bir anne adayı hormonal değişiklikler nedeniyle ortaya çıkan inişli – çıkışlı ruh halini atlamaz. Hamilelikte önemli rol oynayan başlıca iki hormon östrojen ve projesterondur. Kadının ruh hali bu hormonlara bağlı olarak büyük sevinç ve üzüntü halleri arasında gidip gelebilir. Küçücük bir neden onun gözyaşlarına boğulmasına yol açarken birdenbire niçin olduğunu bilmediği bir mutluluk bile hissedebilir. Bu durum onun için olduğu kadar eşi için de zor ve kafa karıştırıcıdır.
Bütün bunları yaşayan baba adayı kesin bir çözüm sağlamasının mümkün olmadığını bildiği için genelde durumu görmezden gelme yolunu seçer. Oysa tam o sıralarda sürekli olarak ilgi ve sevgiye ihtiyaç duyan anne adayı kendisini duygusal açıdan boşlukta hissedebilir. Bu durumun hamilelik dönemi için çok normal olduğunu bilen çiftlerse hazırlıklı olmanın rahatlığıyla bu dönemi daha rahat ve sorunsuz geçirirler. Hamilelik planlı bir şekilde gerçekleştirilmiş ve çift uzun zamandır bu anı bekliyor olabilir; Ama bu etkenler bile anne adayının bazı endişeleri hiç yaşamayacağı anlamına gelmez.
Bu endişelerin başında anne adayının her şeye rağmen zamanlamanın doğru olup olmadığına dair kararsızlığı gelebilir. Özellikle kariyer yapan ve iyi bir çalışma hayatı olan kadınlar, hamilelik ve bebekle birlikte bu alandaki hedeflerinin gerçekleştirilmeden kalabileceğinden çok korkarlar. Tabii her şeyin yolunda gidip gitmeyeceğine dair endişeler de hamilelik döneminde en yoğun yaşanan sıkıntılardandır.
Bebeğin ilk kalp atışlarını – yaklaşık 12. Haftaya kadar -duyana kadar bu durumun gerçekliğini tam olarak kavrayamayan anne , bundan sonra gerçekten içinde bir bebek olduğuna inanır ve endişeleri daha yoğun olarak hissetmeye başlar.
İkinci üç ay İkinci üç ayın ilkiyle kıyaslandığında çok daha sakin geçtiğini söylemek mümkün. Bu dönemde mide bulantısı gibi sıkıntılar kaybolur, düşük riski ise çok azalır. İkinci üç ayın en önemli özelliği artık bebeğin hareketlerinin hissediliyor olmasıdır. Bebeğinin hareketlerini hissetmek anne adayı için eşsiz bir tecrübedir. Artık bebeğinin gerçek bir kişi olarak kabul eder ve heyecanı doruk noktasına ulaşır.
Bazı kadınlar bu heyecanla birlikte kendilerini çok enerjik ve mutlu hissederler. Çoğu kadın hamile kıyafetleri giymeye bu dönemde başlar. Hamilelik, doğum ve bebeklerle daha çok ilgilenme, hamilelik seminerlerine katılma, bu konularla ilgili kitaplar alma yine bu dönemde yaşanır.
Son üç ay Hamileliğinin son üç ayına giren anne adayı artık bebeğine kavuşmak için iyice sabırsızlanmaya başlar. Tabii bu arada artık iyice belirginleşen karnının keyfini de sürer; kalabalık yerlere girdiğinde ona gösterilen ilgi, oturması için uzatılan iskemleler, paketlerini taşımak için yardım teklifinde bulunanlar on çok mutlu eder.
Hatta bu dönemde gerçekten yardıma ihtiyacı olmasa bile birçok kadın durumunun ayrıcalığını biraz kullanmaktan kendisini alamaz. Hamileliğin son haftalarına giren anne adayının psikolojik sıkıntı ve korkuları, fiziksel sıkıntılarının da yoğunlaşmasıyla birlikte iyice artar. Rahat bir pozisyon bulamadığı için uykusuz kalır. Ağırlaşan vücudu kendisini çirkin bulmasına yol açabilir. Ve eşinin onu artık hiç çekici bulmadığına inanır.
Erkekler bu duruma olan eşlerine bu hislerinin yersiz olduğunu anlatmak amacıyla ilgi göstermelidir. Hamileliğinin son günlerini yaşayan bir kadına eşi tarafından gösterilecek ilgi onun moral düzeyinin yüksek olmasını sağlayacaktır.
Anne adayı bir yandan hamilelikle ilgili sıkıntılarının bitmesini istemekte ama bunun belki de daha zor bir dönemin başlangıcı olduğunu bildiği için çelişen sıkıntılar yaşamaktadır. Ayrıca doğum da onun için başlı başına büyük bir olaydır ve öncesinde korkular yaşaması son derece normaldir. Eşinin ve çevresinin desteği bu dönemi rahat geçirmesi açısından oldukça gereklidir.
Hamilelik korkuları Hamilelik sırasında yoğun bir korku hissetmek o kadar yaygın bir durumdur ki bunu hamileliğin semptomları arasında saymak yersiz olmaz. Hemen hemen her anne adayı hamileliği ve doğumu sırasında bir şeylerin ters gitmesinden endişe duyar. Bu durumun yaygın olduğunu bilmek tabii ki korkuların geçmesi için fayda sağlamayacaktır. Bu durumda anne adayının yapacağı en akıllıca iş çevresindekilerin sorularına, tavsiyelerine ve yorumlarına kulak asmadan sadece doktorunu dinlemek olmalıdır. Çünkü niyetleri hiç de kötü olmasa bile çevredekilerin yapacağı yorum ve tavsiyeler hamilenin yersiz yere endişeler kapılmasına yol açabilir.
Hamilelik döneminde unutkanlık A.B.D.’de “Placenta Brains” (Plasenta Beyinler) diye bir durumdan bahsederler.Bu aslında hamile kadınların oldukça yoğun bir şekilde yaşadığı unutkanlık, dalgınlık gibi durumlara biraz şakayla karışık olarak verilen isimden başka bir şey değil. Çoğu zaman komik olaylara neden olsa da anne adaylarının bazen gerçekten sıkıcı durumlarla karşılaşmasına da yol açabiliyor. En iyi tanıdıkları kimselerin isimlerini, önemli randevuların tarihlerini unutmanın yanı sıra dalgınlıkla gideceği yönü şaşırmak ve yanlış yönlere sapmak hamile kadınların çok sık yaşadığı durumlar.
Nedeni ne? Hamilelik sırasında yoğun biçimde yaşanan dalgınlığın nedenleriyle ilgili olarak üretilen pek çok teori var. Bunlardan en yaygın olarak söylenen – kesin verilere dayanmamakla birlikte- beynin küçüldüğüne dair olan.
Buna göre hamilelik sırasında kadınların beyni yaklaşık yüzde 3 –5’lik oranda küçülüyor. Doğumdan yaklaşık 6 hafta sonra normale dönen beynin bu durumu da unutkanlık ve dalgınlığa yol açıyor. Diğer bir teori ise hormonların etkisiyle ilgili olan. Çoğu uzman nedeni her ne olursa olsun bu durumun geçici olduğuna inanırken, bazılarıysa her hamilelik ve doğumla birlikte kadınların problem çözme yeteneklerinin azaldığını ve eskiye kıyasla daha unutkan ve dalgın olduklarını iddia ediyorlar. Bazı uzmanlarsa kadınların anne olmanın heyecanıyla artık bunun dışındaki şeylerle fazla ilgilenmediğini ve dikkatlerini gerçekten vermediğini söylüyor ve durumu böyle açıklıyorlar.
Nedeni her ne olursa olsun, anne adaylarının paniğe kapılmasına hiç gerek yok! Bu geçici durumu bazı önlemler alarak geçirmeleri mümkün. Tabii her şeyden önemlisi etraftakilerin anlayışlı olması ve anne adaylarının bu durumunu eğlenceye dönüştürmelerine yardımcı olabilmeleri! İşte işe yarayacak bazı önlemler;
• Karşılaştığınız kişilerin adını mümkün olduğunca çok tekrar edin • Randevularınızı ve hatırlamanız gerekenleri not alın • Etrafınızdakilerle bol bol konuşun • Kendinize karşı acımasız olmayın • Üzülmeye değil gülmeye bakın
Hamilelikte Gereksiz Endişeye Son
Hamilelikte gereksiz endişeye son verin
Anne olacağınızı öğrendiğiniz andan itibaren hep bebeğinizi düşünüyorsunuz. Belki de çoğu zaman onun sağlığı ile ilgili endişelere kapılıyorsunuz. Oysa hamilelik akıllara takılan birçok soru genellikle önemsiz bir endişeden öteye gitmiyor.
"Evhamlı bir insan olduğumu itiraf ediyorum. Ancak, hamile kaldığımı öğrendikten sonra bu durumum çok daha ciddileşti. Kahve içmeyi bıraktım. Mikrodalga fırın çalışırken mutfaktan çıktım. Bilgisayar karşısında çok fazla vakit geçirmemek için yazılarımı elle yazmaya çalıştım. Özellikle 5. aydan sonra çevremdeki şaşkın bakışları arasında gün geçtikçe beter bir hal aldım."
Yoksa siz de bu ve buna benzer endişeler içinde misiniz? Ancak, şunu bilmelisiniz ki; sağlınızı düşünmek iyi olmakla beraber her şeyi bu kadar sorun yapmanız kesinlikle doğru değil. İşte anne adaylarını en fazla endişelendiren 10 nokta...
1) Cinsel ilişki Hamilelikte seks yapmak anne adayı ve bebek için zararlı olmuyor. Hamilelik döneminde sekste güvenlikten öte rahatlık önem taşıyor. Karnınız büyüdükçe ilişki kurmakta fiziksel bir zorluk çekerseniz, pozisyonunuzu değiştirebilirsiniz. Eşinizin cinsel organının bebeğe zarar vereceğini düşünmeyin çünkü o, ana rahminde güvenle korunuyor. Sadece doktorunuz çeşitli nedenlerle izin vermiyorsa seks yapmayın
2) İlaç kullanımı Her baş ağrısı ve soğuk algınlığı için ilaca sarılmayın. Ancak, gerçekten ihtiyacınız olduğunda doktorunuza danışarak ilaca başvurun. Eğer kronik bir rahatsızlığınız varsa mutlaka doktor kontrolünde gebe kalmaya çalışın. Gebe kaldıktan sonra sakın, kendinizce karar verip ilaç almaya kalkmayın.
3) Ağır kaldırma Çok çok ağır olmaması koşuluyla alışveriş torbaları ya da çocuk taşımak herhangi bir sorun oluşturmuyor. Ancak taşırken dizlerinizden güç alarak, ağırlığınızı bacaklarınıza vermenizin daha doğru olduğu kabul ediliyor.
4) Bilgisayar kullanma Bu konuda yapılan araştırmalar bilgisayar karşısında oturmanın ve çalışmanın bir riski olmadığını gösteriyor. Amerika´da işleri bilgisayar ile ilgili olan 700 annenin bebekleri üzerinde gerçekleştirilen bir çalışma, doğumsal sorunlara ya da düşük kilo gibi problemlere rastlanmaması ile dikkat çekiyor.
5) Sırtüstü uyuma Gebelikle ilgili kitapları okuyan anne adaylarının çok iyi bildiği gibi 6. aydan sonra sırtüstü yatılması kesinlikle doğru değil. Büyüyen rahimin ağırlığı toplardamarlara baskı yaparak, bacaklardan kalbe kan taşıyan damarları etkileyebilir. Bu durum, hafif bir baş dönmesine ve tansiyon düşmesine sebep olsa bile bebek açısından büyük bir risk olduğu düşünülmüyor.
6) Mikrodalga fırın kullanma Mikrodalga fırın kullanımı ile ilgili yapılan tüm çalışmalar her hangi bir risk olmadığını gösteriyor çünkü bu cihazların radyasyon yaymasının mümkün olmadığı kabul ediliyor Ayrıca, Amerika´da gebe fareler üzerinde yapılan bir araştırma mikrodalga fırınların gebelik üzerine negatif bir etkisinin olmadığını ispatlıyor.
7) Egzersiz yapma Spor, hiç kuşkusuz bağışıklık sistemini güçlendirmekle kalmayıp gebelikte olabilecek bazı problemleri gideriyor. Ancak, aşırıya kaçmamak koşuluyla yüzme, yürüyüş, basit jimnastik hareketleri uygun egzersizler olarak kabul ediliyor. Ancak gebelik öncesi hiç egzersiz yapmamamış bir kadınsanız, bu dönemde egzersize başlamanız doğru değil. Bununla birlikte özellikle hamilelere yönelik olan kurslarda öğretilen hareketler anne ve bebek sağlığı açısından önem taşıyor.
8) Evcil hayvan besleme Kedilerin dışkısında bulunma olasılığı olan parazit toksoplazmasise(kedi vs. hayvanların dışkısı, tükürüğü ve salgıları ile insana geçen hastalık) yol açabileceği için gebelerin bu konuya dikkat etmesi gerekiyor. Buna dikkat edildiği takdirde aşıları tam uygulanan ve bakımı iyi olan evcil hayvanları evde beslemenin bir sakıncası bulunmuyor.
9) Saç boyama Gebe kaldığınızı bilmeden evvel saçınızı boyatmış ya da perma yaptırmış bile olsanız bunun için endişelenmenize hiç ama hiç gerek yok. Op. Dr. Altay Gezer, gebeliğin 3. ayından sonra saç yaptırmanın ve en çok iki kere boyatmanın sağlık açısından herhangi bir risk taşımadığını belirtiyor. Ancak, bu noktada boyanın içerisindeki kimyasal maddelerin bebeğe zarar verip vermediğini iyi bilmek gerekiyor.
Hamilelikte Göz Yaşlarına Boğulmayın
Aileye yeni bir bireyin katılacağı haberi başta anne adayı olmak üzere herkesi tarifsiz bir sevince boğuyor. Özellikle gelen konuk “ilk” ise, bu sevinç bir kat daha artar. Ancak anne adayları bu dönemde bedenlerindeki ve duygulşarındaki değişimin etkisinde kalarak, zaman zaman fazla hassas davranıyorlar...
Hamilelik, bir kadın için hayatının en önemli dönemlerinden biri. Bu dönemde tüm kadınlar fiziksel olduğu kadar, duygusal bir etki içine de giriyorlar. Hamilelikte duygusal gelişim aslında kadının anne olacağı haberini almasıyla başlıyor. Bu dönemde anne adayının kendisine en çok sorduğu soru ``Bu bebek için hazır mıyım?''''. Gebelik döneminde anne adayı sadece bebeği dünyaya getirmekle ilgili kaygıları taşıyor, aynı zamanda dünyaya getirdiği çocuğunu nasıl yetiştirmesi gerektiğini, bunun için gerekli enerji ve ekonomik düzeye sahip olup olmadığını da düşünüyor.
Hamile kadın hassastır!
Bebek bekleyen kadınların çoğu, vücutlarındaki değişimin de etkisiyle normal zamanda belki de hiç üzerinde durulmayacak kadar basit bir konuyu büyütebilir, üzülmeyi gerektirmeyen bir olayda gözyaşı dökebilirler.. Bu dönemde gebeler, kendilerinde oluşan bu değişikliğin her ne kadar farkında olsalar da, bir türlü kendilerine engel olamıyorlar.
Giderek vücudunun şekil değiştirdiğini gören gebe kadın, kendini önceleri bu yeni haliyle benimsemekte zorluk çekiyor, eski haline hiç dönemeyeceğini düşenerek endişe duyuyor. Böyle bir zamanda eşlerinin ya da çevrelerindeki insanların kendisini çok çirkin bulduğunu bile düşünerek yersiz kuruntulara kapılıyor. Dolayısıyla hamile kadının arkadaşlarına, ailesine ve en önemlisi eşine önemli görevler düşüyor. Buraa asıl sözümüz beylere! Gebelik döneminin her safhasında, eşinize destek olmayı unutmayın!
Aşırı duygusallığa karşı önlemler
Anne adayının öncelikle kendisini meşgul edecek aktiviteleri olmalı. Eğer çalışıyorsa, doktorunun izin verdiği süreye kadar çalışmasını devam etmesinde yarar var. Bunun dışında yorucu olmayan, doktorunun izin verdiği sosyal aktivitelere katılmak, resim yapmak ya da el işleriyle uğraşmak gibi hobileri olması son derece faydalı.
Doğum anını daha rahat geçirmek için gebelik kurslarına katılarak bilgi almak ve yapılan fiziksel egzersizlerle doğuma hazırlanmak da anne adayının kendisini daha iyi ve güçlü hissetmesini sağlayıyor. Böylece anne adayının doğuma karşı korkusu azalıyor.
Anne adayı bu dönemde hissettiği sıkıntıları ailesine ve kendisinden önce doğum yapmış, bu konuda deneyim sahibi arkadaşlarına açmaktan çekinmemeli. Sıkıntıları paylaşmak, dertleşmek ve yaşanan yoğun duyguların normal olduğunu görmek, anne adayını rahatlatıyor.
Doğuma yaklaştıkça bu konuyla ilgili kitaplar okumak ve bu çok özel ana hazırlanmak önemli. Ayrıca gebe kadın doktoruyla da konuşarak, doğum anında yaşayacaklarının aslında hiç de endişe edilir türden duygular olmadığını anlayabilir. Sonuç olarak unutmayın ki aslında doğum ve arkasından gelen annelik, her kadının yaşamak isteyeceği ve bilinçli bir şekilde yaklaşılırsa, büyük mutlulukları beraberinde getiren, kadınlara verilmiş en güzel armağandır!
|
Tarih: , 20/8/2008 |
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Gebelikte bacak kramplarını önlemek için dikkat edeceğiniz bazı noktalar
* Bacaklarınızı üst üste atarak uzun süre kalmayın. * Baldır kaslarınızı gün boyunca ve yatağa gitmeden önce bir kaç kere esnetin. * Otururken, yemek yerken veya televizyon seyrederken ayak bileklerinizi çevirin, parmaklarınızı oynatın. * Eğer doktorunuz yasaklamadıysa her gün yürüyün. * Çok yorulmayın. Bacaklarınızın kan dolaşımını hızlandırmak için sol tarafınıza yatın. * Gün boyunca düzenli su için. * Magnezyum hapları kullanmanın kramplara faydalı olacağı düşünülüyor. Bu konuda doktorunuza danışın. * Hamilelikte alacağınız, bitkisel olsun olmasın, her türlü ilacı doktorunuza danışmadan almamalısınız. Bu durumda uyku ilaçlarından kesinlikle uzak durmalısınız |
Tarih: , 20/8/2008 Kategori: |
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Gebelikte uyku düzeni
Hamileliğinizin özellikle ilk üç ve son üç ayında uyku kaliteniz düşecek. Bu belki de doğanın sizi bebeğiniz olduktan sonraki uykusuz döneme hazırlama yöntemi.
Hamile kaldığınızdan bu yana uyku uzak bir anı mı oldu? Mide bulantısı, yanması ve sürekli tuvalete gitme ihtiyacı şimdi günlük hayatınızın bir parçası olmuşken, uyumanın sizin için zorlaşmasına şaşırmamak gerek. Hemen hemen bütün kadınlar, hamileliklerinin bir bölümünde uyku zorluğu çekerler. Sabaha karşı 3'te tavana bakarken, dünyanın her yerinde sayısız hamile kadının uyanık olduğunu bilmek de pek rahatlatıcı değildir. Hamilelikte üçer aylık dönemlerde karşılaşabileceğiniz sorunlar farklı farklıdır.
1- Aniden gelen kestirme ihtiyacı Hamileliğinizin ilk aylarında, gün boyunca çok uykulu hissetmeye başlayacaksınız. Bu aniden gelen kestirme isteğine, üreme sistemini düzenleyen, aynı zamanda yatıştırıcı etkisi de olan kadınlık hormonu progesteronun seviyesindeki yükselme sebep olur. Bu doğal kimyasalın artışı normal bir iş gününü yorucu bir maratona çevirebilir; kendinizi grip yüzünden yere çakılmış gibi hissedebilirsiniz. Progesteron sizi uykulu hissettirse de, aynı zamanda gece uykunuzu da bozabilir, bu da gün boyunca daha çok yorulmanıza yol açar. Bu problemin üstesinden gelmek için gerçekte yapabileceğiniz bir şey yoktur, tek yapabileceğiniz uyuyamasanız bile dinlenebileceğiniz her fırsatı değerlendirmektir. Yataktaki zamanın çok azını uyuyarak geçirdiğinizi hatırlayın ve ne zaman uykunuz gelirse hemen az da olsa kestirin. 2- Rahat bir uyku pozisyonu bulamamak Hassaslaşan göğüsleriniz rahat bir uyku pozisyonu bulmanızı güçleştirebilir, özellikle de yüzüstü yatıyorsanız. Hamileliğinizin ilk üç ayı bebeğinize doğru iyi bir kan dolaşımı sağlayacak ve beslenmesini geliştirecek, aynı zamanda böbreklerinizin artık ve sıvıları atmasına yardımcı olacak olan sol tarafınıza yatma egzersizi yapmanız için en iyi zamandır. Bu pozisyona ne kadar çabuk alışırsanız, karnınız büyüdüğünde o kadar iyi uyuyabiliyor olacaksınız. 3- Sürekli idrara çıkma ihtiyacı Bir diğer uyku hırsızı büyüyen rahminizdir: İdrar torbanıza baskı yaparak tuvalete inanamayacağınız kadar çok gitmenize yol açar. Sürekli tuvalete gitmekten bıktıysanız, gün boyunca çok sıvı tüketin, ama akşamüstü ve akşam azaltın ya da bırakın. Merak etmeyin bu da geçecek Eğer gece uyanık ve gündüz tükenmiş hissettiğiniz bir kısır döngüye girmiş gibiyseniz, yalnız değilsiniz. Hamile kadınların yandan fazlası çalışma haftasında en az bir kere şekerleme yaparken, %60'ı haftasonu en az bir kere şekerleme yapar. Sonuç olarak: İlk üç ayın yorucu olacağını bekleyin ve vücudunuz yavaşlamanızı veya dinlenmenizi söylediğinde ona kulak verin. İkinci üç ay: halen uyuyabiliyorken keyfini çıkarın. Vücudunuz hormonal ve fiziksel değişiklere adapte olurken, bir kaç kramp, çılgın rüyalar, sıkışıklık nöbetleri hariç daha iyi uyuyabilirsiniz. Uykunuz daha düzenli hale gelirken, ani enerji yenilenmesi ekstra bir uykuya ihtiyacınız olmaması veya istememeniz anlamına gelebilir.
<_script />
<_script /> |
Tarih: , 20/8/2008 |
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
LOHUSALIK DÖNEMİ, PROBLEMLERİ ve ÇÖZÜMLER
LOHUSALIK DÖNEMİ Lohusalık (veya loğusalık); doğumdan sonraki 6 hafta (42 gün) sonunda gebeliğin kadında yarattığı fizyolojik ve psikolojik değişimlerin gebelik önceki haline dönmesidir. Bu süreç her organ ve sistem için farklı zamanlar alır.
Halk arasında "lohusanın mezarı 40 gün açık kalır" sözü yaygın olarak kullanılır. Bu söz bir yerde gerçekleri yansıtmaktadır. Çünkü doğum ve loğusalık döneminde ortaya çıkan hastalıklar hayatı tehdit edici boyutlarda olabilir.
Çok erken lohusalık doğumdan sonraki ilk 24 saati, erken lohusalık ilk 1 haftayı, geç lohusalık da geri kalan süreyi temsil eder. Üreme organları 6 haftada normal haline döner ve emzirmeyen annelerin büyük bir kısmı bu dönem sonunda adet görmeye başlar. Emzirenlerde ise adetlerin normale dönmesi 6 ayı bulabilir, hatta bu süreyi bir miktar daha aşabilir.
Doğum sonrası belirgin olarak fark edilebilen ilk değişiklik rahmin eski haline dönmesi yani küçülmesidir (involusyon).
Rahim (Uterus) involüsyonu Rahim involüsyonu; rahimin doğumdan sonra gebelik öncesi durumuna dönmesine verilen isimdir.
Gebelik süresince rahim ağırlık olarak yaklaşık 20 kat büyür, ancak doğumdan sonra hızla küçülmeye başlar. Bebek doğduktan hemen sonra yaklaşık 20. gebelik haftasında olduğu boyuta iner. Bu evrede ağırlığı yaklaşık 1 kg kadardır. Birinci haftanın sonunda 12. gebelik haftasındaki büyüklüğüne dönen rahimin hacmi 6 hafta sonunda gebelik öncesi büyüklüğündedir.
Vücudumuzda ağırlık ve hacmi bu kadar çok büyüyüp sonrasında küçülen ikinci bir organımız bulunmamaktadır. Uterusun bu özelliği bilim dünyasını günümüzde dahi şaşkınlığa uğratmaya devam etmekte ve halen bilimsel yönden tam olarak açıklanamamaktadır.
Doğumdan hemen sonra rahim kasılmalarının gücü doğum sırasındaki güçlerden çok daha fazladır. Bunlara "takip eden ağrılar (afterpains)" adı verilir. Bu ağrılar 2-3 gün kadar devam edebilir. Daha önce doğum yapmışlarda (multiparlarda) daha fazla hissedilir. İlk 12 saatte sıklıkları daha fazladır, bu saatten sonra gerek sıklığı gerekse şiddeti giderek azalır.
Özellikle lohusanın bebeğini emzirmesi sırasında, uyarıyla beyinden salgılanan "oksitosin" hormonuna bağlı olarak rahim kasılması sonucu kasık ve karın bölgelerinde ağrılar hissedilebilir.
Doğumda plasentanın ayrılmasından hemen sonra, plasentanın uterusa yapıştığı alan yarı yarıya küçülür. Bu küçülme sayesinde açıkta olan damar uçları kapanır ve kanama azalır. Rahmin içini döşeyen ve "endometrium" adı verilen zar tabakasının normale dönmesi 3 haftayı bulurken plasentanın yerleştiği alan 6 haftada iyileşir. İyileşmenin tam olamadığı durumlarda ise kanamalar görülebilir.
Doğum sonrası vajinal akıntılar (Löşi, Lochia) Doğumdan sonra rahim içinden gelen akıntıya "Löşi (lochia)" adı verilir. İlk gelen taze kırmızı kan "löşi rubra" olarak adlandırılır. Bu sıvının içinde kan ve doku parçacıkları bulunur. Birkaç gün içinde miktarı azalır, rengi açılır ve yani "löşi seroza" ya dönüşür. 2. haftadan sonra ise daha koyu kıvamlı ve açık renkli "löşi alba" gelmeye başlar. Doğumdan yaklaşık 4 hafta sonra bu tüm bu vajinal akıntılar kesilir.
Löşi içeriği açısından enfeksiyona çok müsait bir ortamdır. Bu nedenle hijyene çok dikkat edilmelidir.
Doğum sonrası serviks (rahim ağzı), vajen ve diğer değişiklikler Doğum esnasında 10 cm açılan ve tamamen incelip kağıt gibi olan serviks (rahim ağzı) açıklığı bir hafta sonunda yaklaşık 1 cm'ye iner. Rahim ağzı normal doğum yapmışlarda artık yuvarlak değil yassı bir görünüm alarak doğum yapmayanlardan ayrılır. Serviksin tamamen iyileşmesi yine 6 haftalık bir zaman alır.
Doğum sırasında çok fazla zorlanan ve esneyen vajina dokusu yavaş yavaş iyileşmeye başlar ve 3 hafta bitiminde son halini alır, ancak asla doğum yapmadan önceki gerginliğine gelemez.
Gebelik boyunca genişleyen ve esneyen karın kasları ve pelvik kaslar 6 hafta sonra toparlanır ve bu dönemden sonra egzersiz önerilir. Dolaşım, boşaltım, endokrin gibi diğer sistemlerde olan değişiklikler de 6 hafta sonunda normal haline döner.
LOHUSALIK PROBLEMLERİ
Doğumdan hemen sonra ciddi ve ani problemler görülebilir. Bu yüzden lohusa en az 24 saat gözlem altında tutulmalıdır. Sık aralıklarla tansiyon ölçümleri yapılmalı, kanama kontrol edilmelidir.
Kanama Erken lohusalığın en önemli komplikasyonu kanamadır. Normal doğumdan sonra 500 mililitreden fazla kanama olması anormal olarak kabul edilir. En önemli ve ciddi nedeni "atoni"dir.
Atoni doğumdan sonra rahmin kasılmaması ve dolayısı ile açıkta olan damarların kapanamamasıdır. Son derece acil ve hayatı tehdit eden bir durum olup, çok kısa zamanda aşırı miktarda kanama ile karakterizedir.
Uygun ortamlarda yapılmayan doğumlarda, atoni gelişirse ve acil ameliyat şartları yoksa anne kaybedilebilir. Bu nedenle evde yapılan doğumlar son derece risklidir.
Tedavide önce elle rahim masajı yapılır ve damar yolu ile rahim kasılmasını sağlayan ilaçlar verilir. Eğer tedavi sonuç vermez ise acil bir operasyon gerekebilir.
Emboli Anne hayatını tehdit eden başka bir durumda amniyon mayii embolisidir. Burada bebeğin amniyon sıvısı annenin kan dolaşımına geçerek akciğerler, beyin gibi organlara giden damarlarda tıkanıklığa yol açar. Anne çok kısa bir sürede hayatını yitirir.
Maalesef tanı ve tedavisi çok güçtür. Modern obstetrideki en önemli anne ölüm nedeni amniyon mayii embolisidir.
Enfeksiyonlar "Lohusalık humması" olarak adlandırılan durum doğumdan sonraki ilk 24 saatten sonra ortaya çıkan ve yüksek ateşle seyreden bir durumudur. En sık nedenler üreme, idrar yolları ve memelerin enfeksiyonudur. Doğum eyleminin uzaması, zarların erken açılması gibi durumlar enfeksiyon riskini arttırır.
En sık görülen enfeksiyon rahim içinin iltihaplanmasıdır ("endometrit"). Genelde 3. gün ortaya çıkar ve ateş 40 dereceye kadar yükselebilir. Löşi oldukça kötü kokuludur. Olay karın boşluğuna kadar yayılabilir ("peritonit").
Muayenede rahim oldukça hassas ve ağrılıdır. Enfeksiyonun kan yolu ile yayılması meydana gelir ise hayatı tehdit eder.
Tedavide yatak istirahati, sıvı desteği ve uygun antibiyotik kullanımı önerilir.
İdrar yolları enfeksiyonu % 5 vakada ise idrar yaparken yanma, kasık ve bel ağrıları, yüksek ateş şikayetlerinin eşlik ettiği idrar yolu enfeksiyonu (İYE) ortaya çıkabilir. Genelde 2. veya 3. günde belirti verir.
Vajinada olan yaralanmalar İYE riskini arttırır. Tedavide uygun antibiyotikler önerilir.
Gebelik öncesi var olan her türlü sistemik hastalık lohusalık döneminden olumsuz yönde etkilenebilir. Bu nedenle lohusalıkta son derece dikkatli olunmalıdır.
PERİNE BAKIMI NEDİR? Normal doğum esnasında bölgede kontrolsüz yırtıkların olmaması için doktor tarafından bir kesi yapılır. Bu kesiye "epizyotomi" adı verilir.
"Perine bölgesi" denildiğinde ise vajina girişi ile makat arasında kalan bölge anlaşılır. Doğum esnasında ve doğumdan sonra büyük öneme sahiptir.
Doğum sonrası perine bakımı, epizyotomi alanının daha kolay iyileşmesi ve enfeksiyon kapmaması için yapılması gerekenlerin tümünü kapsar. Bakım yaklaşık 1-3 hafta sürer.
Perinede problem belirtileri Perinede en sık karşılaşılan problem ağrı ve şişliktir. Doğum sırasında bebeğin başının sıkıştırması nedeni ile perine ve vajen etrafında ödem olur. Yine doğum esnasında epizyotomi (vajene kesi) yapılmış olsa bile vajinada fark edilmeyen yırtıklar veya sıyrıklar oluşmuş olabilir. Bu yırtıklar farkedilip dikilmediğinde kanayabilir veya enfeksiyon kapabilir.
Eğer kanamalar dışarıya olmaz ve doku aralığında birikirse vajinada dolgunluk hissi ile beraber şiddetli bir ağrı olabilir. Bu durumda bir "hematom" dan (içe kanama) şüphelenilir.
Yine doğum sırasında ıkınmalara bağlı olarak makat etrafında hemoroidler oluşabilir. Bu hemoroidler otururken ağrıya neden olabilir hatta bazen kanayabilir. Oturma banyoları ve ilaç tedavilerine cevap vermeyen hemoroidlerde cerrahi tedavi gerekebilir.
Perine Bakımında Yapılması Gerekenler Doğumdan sonra ağrı ve kanamayı azaltmak için perine bölgesine buz tatbiki veya oturma banyoları zaman zaman önerilmektedir. Ağrı için doktorunuzun yazdığı ağrı kesici hapları kullanabilirsiniz. Kabızlık veya hemoroid problemleriniz varsa zorlanmayı önlemek için gaita yumuşatıcı ilaçları kullanabilirsiniz.
Bölgeyi temizlemek için sadece temiz su yeterli olmakla birlikte çoğu zaman antiseptik maddeler içeren solüsyonlar önerilir. Ayrıca akıntı ve kanamalar için günlük ped kullanılması hijyen açısından önemlidir.
Doğum sonrası normalden fazla ve pıhtılı taze kanama olursa mutlaka doktorunuza haber verin.
Ayrıca şu önlemleri alın: Perine bölgenizi mümkün olduğunca kuru tutmaya özen gösteriniz. Hijyenik pedlerinizi sık olarak değiştirin. Vajinal akıntı ile kanamanızın durumunu arada bir kontrol ediniz. Bu bölgede aşırı ağrı veya gerginlik hissi durumunda mutlaka doktorunuza danışın. Tuvalet sonrası en az iki dakika temiz su veya tercihen antiseptikli solüsyon (savlon veya iyotlu solusyonlar gibi) ile temizlik yapınız. Bu esnada temizliği arkadan öne doğru değil önden arkaya doğru yapmaya dikkat ediniz. Tuvaletlerinizde bu bölgenin gaita ile bulaşmasını önleyiniz. Evinizde yeterli miktarda hijyenik ped, temizlik malzemesi ve ağrı kesiciler bulundurunuz. Bu bölgeye uygulanan "buz kalıpları" ödem veya küçük hematomlara bağlı ağrıları azaltabilir. Buz kalıpları hazılamak için bir eldivenin içine su konulup buz dolabının buzluk kısmında dondurulur. Daha sonra oluşan bu kalıplar yumuşak bir bezle sarılır ve perine bölgesine tatbik edilir. Uygulama 48 saatte bir 20 dakika şeklinde önerilmektedir. Perine bölgesine ılık veya sıcak su oturma banyoları önerilmemektedir.
Eğer kanamanızın miktarı fazlalaşıyorsa (örneğin 2 saatte 1 pedden fazla kirletiyorsanız), kanamanız kırmızı renk alıyorsa, kötü bir koku belirirse, ateşiniz yükselirse, karında ağrı ortaya çıkarsa hemen doktorunuzu arayın.
LOHUSALIKTA DİĞER ÇÖZÜMLER Gebelikte olduğu gibi lohusalıkta da bazı konulara dikkat edilmelidir. Günümüzde normal doğumdan sonra 24 saat sezaryenden sonra ise 48 saat hastanede kalmak yeterlidir.
Doğum sonrası eve giden anne doğum şekli ne olursa olsun mümkün olduğunca dinlenmelidir. Ancak bu dinlenme sürekli yatma şeklinde olmamalıdır.
Ev içerisinde dolaşmak, basit ev işleri yapmak hem kişinin kendine olan güvenini arttırır hem de kan dolaşımını destekler.
Doğum sonrası eve çıkan anne dilediği ve kendisine dokunmadığını bildiği her şeyi yiyip içebilir. Protein içerikli gıdalar ile taze meyve ve sebzeler özellikle önerilir. Süt veren annelerin günde ortalama 2600-2800 kalori almaları önerilir.
Bebek dünyaya geldikten sonra barsak hareketlerinde yavaşlama ve kabızlık olabilir. Bu nedenle dışkıyı yumuşatan lifli gıdalar ve bol sıvı alınması kabızlığı önlemek açısından yararlıdır. Normal doğumdan sonra hemen sezaryen sonrası ise 3. günden itibaren ayakta duş şeklinde banyo yapılabilir. Banyo esnasında zorlanmadıkça vajinaya su kaçmaz. Vajinanın yıkanması ise sakıncalıdır.
Normal doğum sırasında açılıp dikilen "epizyotomi (epizyo)" genelde -doktor solak olmadığı sürece- vajenin sağ tarafında olur. Otururken ve yatarken sağ tarafa ağırlık vermemek gereklidir.
Doğum sonrası karın kaslarını güçlendirmek için egzersiz önerilir ancak egzersizlere 6 hafta sonra başlanmalı ve kasları çok zorlayan egzersizlerden kaçınılmalıdır.
Doğum sonrası cinsel arzularda bir süre azalma olur. Bu azalma genel olarak psikolojik kökenlidir. Genelde istek 12. haftadan sonra eski haline döner. Doğumdan sonra 20-25 gün sonra cinsel ilişki olabilir. Emzirme döneminde yükselen "Prolaktin hormonu" (Süt hormonu) kadında estrojen hormonunu baskılayarak vajende kuruluklara yol açabilir. Şikayetinizin çok fazla olması durumunda doktorunuza muayeneye gitmelisiniz. |
Tarih: , 6/8/2008 |
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|